4.3 Araştırma Sürecinde Etik Aşamalar

Altı başlık altında ele almaya çalışacağımız araştırmanın etik aşamaları daha varoluşsal ve eleştirel temel sorulardan daha sınırlı pratik uyarılara birçok noktayı içeriyor. 

1. Kuramların Sorgulanması:

Alanda üretilmiş olan bilginin, var olan kuramların ve temel kavramlarının sorgulanması en temel etik sorulardan biridir. Postkolonyal yaklaşımda “bilgi”nin, “tarih” yazımının sorgulanması, feminist yazında “eril” bakışın sorgulanması, queer çalışmalarında kadın ve erkek ikiliğinin reddi bu perspektiften örnek olarak verilebilir. Indigenous Research Methodologies başlıklı kitabında Chilisa (2012) epistemolojik olarak bir güç dengesizliğinin, eşitsizliğin olduğunu belirterek, araştırma açısından bu dengesizliğin kırılmasına yönelik yollar önerir. Bu çerçevede çalıştığımız kuram, temel kavramlar ve izlenen metodolojileri eleştirel bir bakışla değerlendirmek kıymetlidir.

Araştırmanın ilk ayağı olan araştırma sorusunu nasıl oluşturabileceğimizi bir önceki bölümde ele aldık. Bu noktada ilgili yazını öğrenmek, soruyu oluştururken kaynaklardan yararlanırken sadece bizim düşüncemizi destekleyen, argümanı güçlendirenlere değil, farklı argümanlara, karşı görüşlere de yer vermek gereklidir. Bu tartışmalara derinlemesine girmesek bile, en azından yazında bu çalışmaların varlığını bildiğimizi belirtmek gerekir. Çalışmanızdaki yaklaşımdan farklı ya da o yaklaşımı eleştiren çalışmalara da hakkını vermek şeklinde özetleyeceğimiz bu durum, birçok etik noktada da olduğu gibi çalışmanın niteliğini arttıracaktır. Özellikle araştırma sorusunun ilgili yazında yerinin belirlenmesi çalışmanın kapsamını ve katkısını netleştirmek açısından da anlamlıdır.

Bu başlık altında son olarak çok daha yaygın olarak bilinen ama maalesef aynı oranda özen gösterilmeyen bir konuyu da vurgulamak gerek: Doğru  bir biçimde kaynak kullanımı. İntihal  (aşırma), doğru bir biçimde kaynak göstermeden başka çalışmalardan alıntı yapmak şeklinde tanımlanabilir ve bu durum ciddi bir akademik suçtur. Alıntının aynı kelimelerle birebir alıntı olmadığı ancak bilgi kaynağına atıfta bulunmadan görüşleri, bulguları kendi görüşünüz gibi sunmak da intihaldir.  Günümüzde bilgisayardaki farklı programlar yardımı ile çok daha hızlı ve kolay bir biçimde denetlenebilmektedir.

2. Araştırmanın Kaynağı:

Araştımanın kaynak ihtiyacı, mühendislik ya da tıp alanı ile kıyaslandığında çok daha az olsa da kapsamlı ve temsili çalışmalar için sosyal alandaki araştırmalarda da kaynak gereklidir. Avrupa Birliği; TÜBİTAK ya da üniversiteler gibi kurumların açık çağrılı desteklerinde süreçler daha şeffaf işler ve bağımsız uzman değerlendirmeleri ile seçimler gerçekleşir. Fon kaynağı ve fonun nasıl harcanacağına dair de kurallar daha net bir biçimde bellidir. Ancak bu tür fonlarda dahi baskın paradigmaların ya da daha görünen sorunların etkisi çağrı metninde ve bunu takiben de seçim sürecinde etkili olabilir. Özetle daha eleştirel çalışmalara bu tür fonlardan kaynak yaratmak her zaman mümkün olmayabilir.

Farklı vakıflar, şirketler veya sivil toplum kuruluşları da belli oranlarda sosyal araştırmalara kaynak ayırabilirler. Kaynak veren bu tür kurumların konu ile olan bağını düşünmek gereklidir. Örneğin çevre kirliliğinin etkilerini anlamaya çalışan bir araştırmanın çevre kirliliğine yol açan şirketler tarafından desteklenmesi gibi durumlar etik açıdan sorunludur. Ancak bazen bu kadar net olarak anlaşılmayan, dolaylı durumlar da olabilir. Bu noktada kaynak sağlayıcı kurumların araştırmaya müdahalesinin hiçbir şekilde olmamasını garantilemek kolaylaştırıcı ve önemli bir kriter olarak düşünülebilir. Araştırmanın dizaynı, sahada uygulanması ve belki de en önemli noktası bulgular ve bulguların kamuoyu ile paylaşımında kaynak sağlayan kurumun herhangi bir müdahalesi ya da engellemesi olmaması gerekir. Tamamlanmış ama sonucu paylaşılmayan çalışmalara ulaşabilsek, bu çalışmaların incelenmesi bize oldukça önemli bilgiler aktaracaktır.    

3. Araştırma Araçları ve Onam Formu:

Üçüncü aşama olarak araştırma araçlarını etik açıdan düşünmek gereklidir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere üniversitelerdeki araştırmalarda etik komiteler hem bu araçları hem de ilgili  onam formlarını değerlendirmekteler. Bu komitelerin oldukça önemli görevleri var. Bu komiteleri daha işlevsel ve daha öğretici bir hale getirebilmek özellikle araştırma alanına yeni girmiş araştırmacılara çok yararlı olabilir.  

Araştırmanın dili? Araştırmanın hangi dilde yapıldığı, görüştüğünüz kişilerin bu dile hakimiyeti, araştırma anadilde yapılıyorsa dahi görüşülen kişinin kavramlara hakimiyeti, yaşına, eğitim durumuna göre kullanılan dilin düşünülmesi. Tüm bu noktalar araştırmanın iyi bir biçimde yapılmasını sağlar. Ayrıca görüşülen kişinin sizi, araştırma konusunu, araştırmanın sorularını anlamasını ve buna istinaden araştırmaya katılma konusundaki rızası başta olmak üzere özgürce araştırmanın bir parçası olma ya da olmama kararını belirler. Özellikle kırılgan gruplar açısından araştırmaya katılıp katılmamanın kendi tercihi, kararı olduğu bilgisi net bir biçimde aktarılmalıdır. Hiyerarşik bir ilişkinin olduğu durumlarda daha fazla dikkat ve özen gösterilmelidir.

Araştırmanın soruları, görüşülen kişideki etkileri de mutlaka dikkate alınarak kurgulanmalıdır.  Özellikle kırılgan gruplarla çalışırken, yaşadıkları travmaları hatırlamalarına yol açabilecek sorular konusunda titizlikle davranılmalıdır. Araştırmacının bu konuda uzmanlığı olması gerekir aksi takdirde soruların, görüşülen kişide yaratacağı risklerin farkında olunmayabilir. Benzer bir biçimde araştırmacıların kendilerinin de dinledikleri ya da şahit oldukları durumlarla başa çıkacakları bir donanımı olup olmadığı da düşünülmelidir. İkincil travma riskine karşı ekibin süpervizyonu önemlidir. 

Çocukla yapılan araştırmalar için de araştırma araçları onların yaşına, gelişimsel ve bilişsel kapasitelerine uygun olarak tasarlanmalıdır. Hem velilerinden hem de çocukların kendilerinden onam alınmalıdır. Çocukların yetişkin birine hem de ebeveyn ya da veli onayı olduktan sonra "hayır" demesi kolay olmayabilir. Araştırmaya başladıktan sonra da istedikleri takdirde bırakabilecekleri bilgisi de verilmelidir.

 

BİLGİ KUTUSU 4.1 : Çocuklarla Araştırmalarda Etik
Çocuklarla araştırma süreçlerinde çocukların rolü farklılaşabilmektedir. Araştırma çocuklar hakkında ya da çocuklara yönelik/çocuklar ile olabilir. Bununla beraber bazı araştırmalarda çocuklar danışman ya da araştırmacı rolü ile araştırmacılarla işbirliği içinde olabilirler. Tüm bu araştırma süreçlerinde gözetilecek etik ilkeler; bu bölümde yer alan etik ilkeleri kapsamakla beraber çocukların özel durumundan kaynaklı olarak çocukların haklarına saygıyı ve  iyi  olma hallerini destekleyecek şekilde ele alınmalıdır. Bu konuda  Uluslararası Çocuk Merkezi tarafından Türkçe’ye çevrilen “Çocuklarla ilgili ve Çocuklarla birlikte Yapılan Araştırmalarda Gözetilecek Etik Kurallar” isimli  yayınına göz atmanızı öneririz.

 

Ayrıca tüm katılımcılar için ses ve/ya görüntü kaydı için izin şarttır. Genelde araştırmaya katılmayı kabul eden kişiler ses kaydına da izin verir. Yine de çekinceleri olanlar için “istediğinizde kapatırız” cümlesi rahatlatıcı bir çözüm olabilir.

4. Saygı:

Sahada araştırma sırasında dikkat edilmesi gereken noktalar “saygı” kavramı ile özetlenebilir. Öncelikle bizim onlara ihtiyacımız var. Onların deneyimlerini, görüşlerini, koşullarını, ihtiyaçlarını öğrenmek istiyoruz ve temelde araştırmamızın gerçekleşmesi ancak onlarla mümkün. Görüştüğümüz kişiler bize zamanlarını veriyorlar.

Araştırmacılar olarak eğitim seviyemiz, kuramsal ya da yasal bilgilerimiz daha fazla olabilir ama sahayı yapma sebebimiz başka bir bilgiye ihtiyacımız olmasıdır. Sahada bize aktarılan yoksulun, göçmenin, çocuğun anlattığı o “bilgi”, bizim sahaya çıkma nedenimizdir. Bu nedenle de dinlerken anlatılanı duymamız gerekir. Araştırmacı tüm dikkatiyle kendini vererek dinlemeli ve sahada olmalıdır. Görüşleri bizden tamamen farklı olabilir. Değerlerimize, düşüncelerimize ters gelecek ifadeler söyleyebilir. Tüm bu durumlarda da saygı duyarak, bize zamanını verdiği, tanımadığı, muhtemelen o an yaşamına girmiş bir araştırmacıya düşüncelerini, deneyimlerini aktardığı için minnettar olarak araştırmayı yürütmek zorunluluktur. Bu nedenle de eğer araştırma sorumuzun sahasında bu “saygı”yı gösteremeyeceğinizi düşünüyorsak o sahaya çıkmamak gerekir. Çocuklar da dahil olmak üzere bizim araştırmamıza katılan her bir kişinin zamanına, görüşüne, bize anlattığı fikirlerine saygı şarttır. Kendi deneyimlerimizden bir örnek verirsek; mevsimlik tarım sahasında, o ağır koşullarda hayatta kalmaya dair bizlerde olmayan ve duymaya çalıştığımız “bilgi”dir peşinde olduğumuz.  

 

Kendi araştırma sorunuzu düşündüğünüzde siz saha çalışmasında ne tür bir bilgiye ulaşmaya çalışıyorsunuz?

 

Araştırmaya katılan kişilerin bilgilerinin gizliliği esastır. Anonim olması, özel bilgilerin saklanması araştırma etiğinin gereğidir. Bu bilgilerin saklanması sırasında dosyalamanın mutlaka dikkatli bir biçimde planlanması gereklidir.  Bazı durumlarda da görüştüğümüz kişiler isimlerinin yer almasını istiyorsa, bunu tercih ediyorsa o zaman bu tercihe saygı duymak gereklidir. Ancak bu durumda bile olası riskler konusunda doğru bir bilgilendirme yapılmalıdır.

Zor sahalarda bazen “araştırma” süreci acil  “müdahale”yi gerektirebilir. Bu araştırma ekibini etik bir dilema içine itebilir.  “Araştırmacı” olarak dikkat etmemiz gerekenle “insan” olarak hissettiklerimiz ve yapmak isteyeceklerimiz çelişebilir. Sağlık konuları başta olmak üzere hak ihlallerini sahada gözlemlerken bu konuyu çözmeye dair destek mekanizmalarını devreye sokmaya çalışmak sahada gerçekleştireceğimiz araştırmayı etkileyebilir. Bu tür zor durumlarda ekip olarak izlenmesi gereken en doğru yolu uzman desteği ile oluşturmak bir çözüm olabilir. Mümkün ise müdahalenin araştırma ekibi sayesinde/yüzünden olduğunu gizlemek tercih edilebilir. Bunun yanı sıra araştırmacı kendisini “aktivist araştırmacı” olarak da tanımlayabilir. Aktivist araştırma, araştırmayı insanların, mekanların içinde olduğu koşulları değiştirme amacıyla yapmak ve bulguları bu amaçla kullanmak şeklinde özetlenebilir. Ancak “aktivizm” ve “araştırma” arasındaki denge zor bir dengedir. Özellikle kırılgan sahalarda “aktivist” kimliği daha ağır basarak, araştırmanın tamamlanmaması ya da farklı şekillerde tamamlanması tercih edilebilir. 

Meraklısına Ek Kaynak:  Bu konuda aşağıdaki iki makaleye ve kitaba göz atabilirsiniz:
Charles R. Hale, “What is Activist Research”, Social Science Research Council 2, no.1-2 (2001): 13-15;
Shannon Speed, “At the Crossroads of Human Rights and Anthropology: Toward a Critically Engaged Activist Research”, American Anthropologist 108, no.1 (2006): 66-76;

 

5. Araştırma Yazımı:

Verilerin hatasız kaydedilmesi ve doğru aktarımı da araştırmanın önemli aşamalarındandır. Hem çalışmanın niteliği hem de etik açıdan, sahadaki emek ve yukarıda ele aldığımız saygı perspektifi açısından da veriler eksiksiz ve hatasız bir biçimde kaydedilmelidir.

Odak grup veya derinlemesine mülakat transkripsiyonları zahmetli, emek yoğun bir süreçtir. Ancak sahada verilen emeğin olmazsa olmaz bir devamı olarak görmek gerekir. Yine anket çalışmalarında veri girişi özenle yapılıp, mutlaka kontrol süreçlerinden de geçirmek gereklidir.

Kendinizi, teorinizi, hipotezinizi “yanlışla(ma)mak” için verileri “cımbızlamamak” şarttır. Bir önceki cümle bir sonraki cümlenin ne olduğunu bilerek, “kendimizi” doğrulamak için alıntılama yapmak, anket bulgularındaki sadece belli soruların yanıtlarını kullanarak araştırma bulgularını yansıtmak bir önceki aşamada ele almaya çalıştığımız “saygı” açısından da çelişkili bir durumdur. Sahada bize aktarılanları hakkıyla yansıtmayacaksak neden saha çalışması yaparız? Sahayı duymayacaksak neden sahaya çıkarız?

Özellikle derinlemesine mülakat ya da odak grup çalışmalarında kaç kişinin öyküsünü aktardığımız pratik ve önemli bir sorudur. 40 kişi ile görüşme yaptık ama araştırma verilerini yazarken kaç kişiden alıntı yaptık, kaç kişiyi duyuyoruz sorusu kendimizi sorgulamak için anlamlıdır. Yalnızca kendi görüş açımızı destekleyecek alıntıları seçtiğimiz bir çalışma doğru bir veri analizi değildir. Aksine özellikle derinlemesine mülakatları içeren bir çalışmada farklı düşünenlere de yer vermek, tartışmaları yansıtmak gerekir. Kendi bakış açımızı haklı çıkarmak için böyle bir aktarımın yapılması, bulguların bu şekilde yazılması hem metodolojik hem de etik olarak yanlış. Daha önce de belirttiğimiz gibi etik noktaların bir çoğu araştırmanın  ve sonrasındaki bulgu paylaşımının niteliğini arttırmaya da katkı sunar.

Dil ve çeviri de etik açıdan dikkat edilmesi gereken bir diğer noktadır. Eğer mülakat ya da odak gruplar başka dilde çeviri desteği ile yapılmışsa transkripsiyona çok dikkat edilmeli, çeviride “anlamın kaybolmaması” akılda tutulmalı. Eğer bulgular yazılırken tercüme yapılıyor ise yine bu çeviri anlam kaymasına yol açmamalıdır. Örneğin araştırma Türkçe yapılmış ama araştırma yazımı İngilizce ise transkripsiyondan dikkatli bir çeviri ile anlamın kaybolmaması ve eğer birebir karşılığı olmayan durumlar var ise kelimenin/ deyişin açıklanmasını içerir açıklamaların  konması düşünülebilir.       

6. Araştırma Sonrası:  

Araştırma tamamlandıktan sonra da araştırmacının sorumluluğu var mı? Bu soru giderek daha fazla oranda tartışılmaya başlandı. Aslında diğer aşamalarda da fark edileceği üzere etik konular bitebilecek, sonlanacak bir alan değil. Yıllar içinde çeşitlenen sorular ve sorunlar eşliğinde daha önce sorun olarak görülmeyen birçok nokta ele alınabiliyor. Bu sorunlar dillendikten bir süre sonra daha kurumsal denetleme mekanizmalarına dönüşebiliyor.

Yine kırılgan gruplar düşünüldüğünde araştırma sonrasında görüştüğümüz kişiler açısından  “ihtimam” gerekebilir.  Görüşmenin sonunda görüştüğümüz kişilerin olduğu halden daha kötü bir durumda bırakmamaya özen göstermeliyiz. Çocuklar başta olmak üzere görüştüğümüz kişilere sorduğumuz soruların onlardaki etkisini planlayarak araştırma sorularımızı oluşturmamız gerektiğini vurgulamıştık ancak yine de bazı durumlarda planlanandan farklı bir akış gerçekleşebilir. Sorulan bir soru geçmiş bir travmayı tetikleyebilir, yaşadığı bir olayı aktarırken daha önce hiç anlatmadığı bir deneyimi ifade edebilir. Bu durumda mutlaka gerekli ilgi ve takibi yapmak gerekir.

Araştırma sonuçlarını, bulgularını paylaşmak araştırma sonrası bir tür “geri bildirim” de giderek daha fazla konuşulan ve üzerine düşünülen bir nokta. Yanıtlar çeşitli ve tartışmalı. Araştırmayı niye yapıyoruz? Ne için? Kimin için? Kimin çıkarına? Özellikle sonuçların paylaşımında ve yaygınlaştırılmasında sadece örneğin akademide kariyer kaygıları ile yapılan yayınların olması etik bir sorun mudur? Katılımcıları da bulgulardan haberdar etmek gerekli midir? Gerekli ise bu durumda mutlaka bulguları katılımcıların da anlayabileceği, yararlanabileceği bir şekilde raporlamak gerekmez mi?

Çocuk alanında çocuklar için de araştırma sonuçlarının raporlanması bu açıdan iyi örnek olarak verilebilir.

Örnek Kutusu 4.1:  COVID- 19 Sürecinde İstanbul'un Farklı Yerleşim Yerlerinde Çocukların Haklarına Erişimi Araştırması
Başak Kültür ve Sanat Vakfı, Sulukule Gönüllüleri Derneği, Tarlabaşı Toplum Merkezi ve Small Projects İstanbul'un salgın sürecinde İstanbul'daki farklı yerleşim yerlerinde çocukların haklara erişimini araştıran çalışmasının sonuç raporu 2020 yılında yayınlandı. COVID-19 sürecinde risk altındaki ve kırılgan bölgelerdeki, çocukların haklarına erişimine dair durum tespiti yapmak, hangi alanlarda haklara erişilemediğini ve bunun çocuklara etkisini ve alınması gereken kısa ve uzun vadeli önlemleri ortaya koymak amacıyla gerçekleştirildi. İzleme çalışmasının final raporu yetişkin ve çocuklara yönelik olarak iki başlık altında yayınlandı. Çocuklar için hazırlanan rapora ve websitesine göz atabilirsiniz.

 

Özetle; toplumsal alanda araştırma yaparken, sahanın koşulları çerçevesinde hem araştırmacının/araştırma ekibinin hem de araştırmada yer almayı kabul etmiş tüm katılımcıların “zarar görmeme” minimum prensibi başta olmak üzere ele aldığımız tüm etik soruları akılda tutarak yürütülmesi gerekiyor. Burada araştırmanın her aşamasında değindiğimiz konular farklı sahaların ihtiyaçları, özellikleri ve dönemin koşulları çerçevesinde yeniden ele alınarak geliştirilebilir.